11 Kasım 2009 Çarşamba

temaslar

ücüncü türle yakinla$malar..

evin icinde.

bir ben, bir kiki..

bir de ücüncü vardi gecenlerde. annecigimin ziyareti su gibi gecti, sonucta hepimiz keske biraz daha kalsaydi dedik ama yilbasina az bir sey kalmasiyla avunur olduk, ne yapalim? bir bucuk ay boyunca yedim, ictim, yattim, calistim, gezdim, güldüm, hasta oldum, hepsini cok cok yaptim -azicik da agladim. iyi ki gelmis, yine gelsin.

ülk'ânimin almanya ziyareti boyunca cesitli temaslarindan notlar $öyle:

* ilk baslarda son derece disiplinli devam ettigi yürüyü$ saatlerinde ben de tarlalar, patikalar, dibimizde oldugu halde hic gecmedigim sokaklar boyunca kendisine eslik ettim. inanilmayacak kadar ceviz, findik, kusburnu ve domates! toplayip afiyetle yedik.

* her gün evde misler gibi yemek pismesi bir yana, önüme gak deyince elmali pasta, guk deyince pogaca gelmesi muhtesemdi.

* odanin -ve evin- elden gecmesi gereken tüm cekmeceleri, raflari, saksisi istedigimden daha güzel oldu.

* uzun zamandir görüsmedigim hatta hic tanimadigim bir sürü insanla görüstük. her biri ayri bir maceranin konusudur.. (:

* ülük spider solitaire denen illete beni de alistirdi. allahtan sirket bilgisayarinda yüklü degildi de anca sirayla oynayabiliyorduk.

* kikirik anane ilgisiyle mest oldu, annemi her ayaga kalki$inda miii diyerek oyun oynamaya cagirdi.

* malum brüksel-paris yolculugunu zaten daha önce anlatmistim.

* kisa bir h-bahn turu yapalim derken bilet almayi unutup görevlilere yakalanmamiz, sonra benim kivrak bir manevra ile isleri yoluna koymam da unutulmasin.. türküm, her firildaktan anlarim..

* yine de bence ayin highlight'i özgür'ün kuru fasulye pilav yemeye elinde bir sise sarapla gelmesiydi ((:

aslinda yazacak daha cok sey var ama molamin biraz uzun sürdügü ofiste fark edildi. rinrinrinrin.. en iyisi ben cikip bir de sigara iceyim de -özlem bu sanaydi (:- tekrar ise koyulayim..

08 Kasım 2009 Pazar

biraz da benimle güle$

arkadaslarimi seviyorum.. hayat $öyle zor, böyle bilmemne diye miymiylandigim zamanlari görmezden gelin, asil halimiz bu ve ben bunu cok seviyorum:

o: bak iste...bitti mi odev
    onu de sen bana
me: yooo
      mac izledim
      uyudum
      fal baktim
      hahaha
o: serreeefsiz seni :)
    ne maci yaaaaaaaaaaa
me: diyarbakirspor galatasaray
      beni yargilama
      hic bisey sorma
      böyle kabullen
o: yani kabullencem ama o kadar zor ki rana :)

30 Ekim 2009 Cuma

when harry met sally

"All this time I thought he didn't want to get married. But, the truth is, he didn't want to marry me."

güliim mi, agliyim mi bilemiyo insan.

zor bi gün.

23 Ekim 2009 Cuma

kurbaga prens

stuttgart'ta kizlarla bi tespitimiz vardi, $u kurbaga prens hikayesi vardir ya, günümüzde $öyle geli$iyor:
"öpüyorum kurbaga oluyor!  öpüyorum kurbaga oluyor!.."
 bakiniz..

$u le louvre'un önü, bir uzun alan..

adi da Jardin des Tuileries ehiehiehi..



efenim uzun bir aranin ardindan yepyeni maceralarla karsinizdayiz. anla$ildigi üzre kisa bir brüksel-paris gezisi yapinca anlatacak da bir iki ufak hikaye cikti.

canim halam ve huysuz eni$teye denk bir odd couple zor bulunur zaten. onlari gezdirme bahanesiyle annem, ben ve ercüment de x. kez ne$eli bir gezi yapmis olduk. brüksel'in benim icin highlight'i anneciimin ismarladigi cukulatali waffle'a agiz burun daldigim andi sanirim.

paris'ten hatirlanacak daha cok sey var tabii. bir kere araba sürmeyi öyle özlemisim ki $ehir icinde saatlerce trafikte cebellesmek bile benim icin eziyet olmadi. encümen'in kiraladigi arabanin tavani cam oldugu icin arka koltuktakiler bile sikilmadan koca koca nefis binalara bakmaya devam ettiler. eni$te küflü ta$lara bakmaktan cabuk sikildigi icin halama göstermek istedigimiz yerlerin cogunu -olasi- bir sonraki geziye birakmak zorunda kaldik ama hic olmazsa sacre coeur'ü, montmartre'i, notre dame'i, eyfel kulesinin ak$am saat ba$larinda nasil i$ildadigini(ehee diye sevinirken dogru dürüst cekememisiz) gördü. üstelik dogan ve mehtap'in güleryüzlü bebesi david kaan'la da mü$erref olduk sonunda.

gezinin o kisminin benim icin highlight'i da arabanin basinda bizimkilerin notre dame'i gezmelerini beklerken paris'in türlü evsiziyle muhabbet etme firsati buldugum anlardi sanirim. kilisenin tam karsisinda bir ara sokakta arabanin icinde ders calisiyordum (sil o gözündeki ya$lari :). arkadan yüksek sesle klasik müzik geliyordu ama arkamda koca bir ana caddeden baska bir sey olmamasina ragmen paris'tir deyip yadirgamadim bu durumu. biraz sonra üzerime bir gölge düsüp kafami kaldirinca, $ekil 1-a'da da gördügünüz ilk evsizimizle karsilastim. arabanin arka caminda kiyafetini inceliyor, fötr $apkasini bir o yana bir bu yana yatirirken bir yandan da acik camimdan bana fransizca bir seyler söylüyordu. fransizca konusamadigimi söyleyince, kendisini gösterip "beautiful" dedi, ben de gülüp "evet evet tres bien" dedim. siritarak arkasini dönüp köse basindaki -default evsiz ekipmani- alisveris sepeti, giysi yigini ve müzik setine dogru gitti (evet, müzik yayinini o yapiyormus). giysi yiginindan yeni bir gömlek ve ceket secti, üzerindekileri cikarip onlari giydi ve tekrar arabanin camina geldi. bu defile bir süre daha böyle devam etti. biraz sonra durulunca ben de arabadan cikip bir sigara tellendireyim dedim. o da yanima gelip önce ismimi sordu, rana
deyince nereli oldugumu da sordu. türküm deyince "aa ben de kürtüm, adim da muhammed" dedi (: ben bu acayip diyalogu cat pat fransizcamla yürütmeye calisirken almanya'da yasadigimi da söyleyince muhammed efendi basladi almanca konusmaya. ben de vay anasini demekten kendimi alamadim.

tam muhammed'e veda etmis tekrar arabaya biniyordum ki bir baska yollarin sava$cisi daha yanima yaklasti, son derece kibarca bir sigara rica etti. tabi diyip cikarip verince defalarca tesekkür etti ve nereden geldigimi sordu. türkiye deyince "aa benim cok yakin bi arkadasim türk, ben de biraz türkce biliyorum" dedi. sonra basladi türkce döktürmeye: "meraba olum!", "naber olum!" diye her cümlesinin sonuna bir oglum eklemeye baslayinca ben sokak ortasinda gülmekten katildim tabi ((: dedim "süper ögrenmissin biravo!" ona da veda edip alelacele arabaya bindim ki paris'in tüm evsizleriyle mü$erref olmayayim.


döndükten sonra okul son hiz basladi, 3 kisi bir olmamiza ragmen ilk 3 ödevi bile yetistiremedik, i$yerinde de 3 saatlik toplantida konusulan tüm isler üzerime yikildi, 3 vakte kadar agzima iyice sicilacak diye özetleyebiliriz. haftasonunu nasil iple cektigimi bir ben bilirim.

neyse efendim daha diyeceklerim vardi ama evde bir curcuna var ki sormayin, bir yandan hanimin ciftligi izleniyor, bir yandan cevahir'in annesiyle benim aney arasinda online bir tanisma fasli sürüyor. muffin mutlulugu gibi bir sey hissediyorum icimde (: kalkip bir dolanayim, sonra gelip zigot sehpa'yi anlatirim. (:

14 Ekim 2009 Çarşamba

patini yerim

a true story...
"My first pet was a dog, forgot what breed he was, but we loved him anyway. His name was Ranable and we lost him when a drunken neigbor let him out of our backyard. Poor Ranable must have suffered something because there was bloody paw prints in the snow."
tövbe estagfurullah..

nette böyle bi yaziya rastladim iyi mi? bolt isimli e$$ek sipasi köpecigin maceralarini konu alan disney yapimi animasyonun dvd'sini kazanmak icin kadincagizin biri böyle icli icli anlatmis bi web sitesine. benim de icim bi fena oldu okuyunca. (:

hadi hayirlisi..

08 Ekim 2009 Perşembe

zümrüdüanka

phoenix sadece masallarda mi olur? insanin icinde kalan son küller ucup ku$ olmaz mi? kalbinin ku$u zaten ucmu$sa ne, neyden yeniden dogabilir?

bu ve tüm sorularinizin yaniti.. az sonra!

ps: türk televizyonlari yaramadi bana.. lig tv yaradi ama. i love this game.