17 Mart 2012 Cumartesi

hani kimi zaman..

..farketmeden kumandanın üzerine oturursun ya..

yine nefis rüyalarımdan birini gördüm bu sabah. sadece bir kuplesini anlatayım. bir yerde misafirlikte filan denk gelmişim, kendi çapında ünlü bir aktörle muhabbet ediyorum. ne kaar da alçakgönüllü diye şaşırıyorum bir yandan, çünkü öyle. bir ara kaybedilen yakınlardan filan bahsederken annesini anlatıyor. anlaşılan, kadın hippi gibi bir şeymiş. doğaüstü şeylere de inanırmış. bizim aktörün gençliğinde ölmüş, ölmeden önce de oğluna "yüzlerce hayat yaşayacaksın" demiş. bizimki "ben yine reenkarnasyon gibi uçuk kaçık bir şeylerden bahsediyor sanmıştım ama o aktör olacağımı söylüyormuş. her rolü yeni bir hayat gibi yaşıyorum." diyor. ben de 'oha ben ot gibi tek bir hayat yaşıyorum' diye düşünüp "meslek değiştirmek için çok mu geç?" diye soruyorum, gülüşüyoruz.

güzel, ama sanki oturduğun yere dikkat etmemişsin de götünün kenarında bir tv kumandası kalmışcasına rahatsız edici bir rüya.

notiz: yazıyı yazdıktan 10 dakka sonra çantamı açtım, manzara şu:


18 Ocak 2012 Çarşamba

fes basima fes basima

tezi de yazdik bitti
püskülü ben olayim
duvar basima, basim duvara..
kapi basima, basim kapiya..

$u son bikac ayda basim(iz)a gelenleri kisaca bir listeleyeyim de, ibretlik bir payla$im olsun. tahmin edersiniz ki tezimi yetistirmem gereken bu son gecede yapilacak en akillica sey de bu olur. (yaziya o zamanlar ba$lami$im ama sonra kendimi sagduyuya davet edip yarida birakmisim. gerci o tezin teslim süresi sonra yine uzatildi tabi ki ama olsun.)

1) kücük capta su basmasi. tasindigimiz gece gümbürtüler esliginde mutfak lavabosunun sicak su borusunun yerinden cikmasi sonucu yataktan firlayip sicak su yagmuru altinda (ba$imdan a$agi kaynar sular döküldü dedikleri buymu$ megersem) prize takili fi$leri cekip geri kactim, zafer de kahramanca atilip bulasik makinesinin arkasina gizlenmis vanayi kapatti. ertesi sabah da hortumu sapasaglam yeniden bagladi sagolsun, o günden beri de o cenahta bulasik makinesinden gelen anormal seslere saf gibi panikle ko$u$turmamiz di$inda bir vukuat olmadi.

2) parmaga hochbett dü$mesi. eski evi teslim etmeden bir gün önce aksam vakti karanlikta c.'yle duvarlari boyadik (duvarlari mi boyadik, kendimiz mi boyandik ayri mesele ehehe). ertesi sabah da tavani boyayip odayi teslim edecegim diye düsünüyorum. odanin ortasindaki ranzayi sökmek de son güne kaldi. e.'nin yardimiyla i$e giri$mi$ken yukaridaki parmaklik parcalarindan biri tam isabetle sag ba$ parmagima dü$erek benim icin i$ gününü kapatti. e. sagolsun fircayi kaptigi gibi tavani boyadi, n. de beni alip hastaneye götürdü. sonuc, parmakta zedelenme ve gereksiz bir evi yetistirme heyecani yasamam.

3) is güc sahibi, insan gibi görünen bir almanin beni dolandirmasi. aylarca ilani internette durup satilmayan ayni ranza, parmagi gazi ederek söküldükten sonra bir hafta bile gecmeden satildi. telefon eden genc, bir arkadasiyla gelip yatagin parcalarini toparladi arabaya atti, yatagin vidalarini o an bulamadigim icin (tabi ki ilk aradigim yerdeymisler ve görmemisim, ertesi gün b. ve annesi tarafindan benim 30 kere baktigim yerde $ak diye bulundular) cocuktan yatagin parasini almamam, vidalari verince alirim demem ve cocugun tam anlamiyla toz olmasi. bu konu üzerinde calismalarim devam ediyor. en son mafyaya verip topuguna siktiracagim, o olacak.

4) heyula gibi televizyonumuzun yanmasi. ben tezle ugrasir, b. ve annesi oturma odasinda tv izlerken b. icerden seslendi "aa televizyonumuz bozuldu galiba?". kalktim gittim ses var görüntü yok, kanallari kurcalarken nurtopu gibi bir görüntü geldi ekrana, ama nasil parlak, nasil i$il i$il. görüntü birkac saniye icinde yeniden yokoldu, o sirada ben de "koku mu var? sanki plastik yaniyiii?" deyip televizyonun arkasina egilince kasanin icinde kivil kivil alevleri gördüm. televizyon kasasinin ici bildigin alev alev yanarken, yine prizden fi$i cekme, mobilyalari tv'den uzaklastirma, "su dökmeyelim mazallah bisey olur", "ortalik duman oldu balkon kapisini acayim", "ay dur acmayayim rüzgar oluyor iyice harlanacak" tela$i derken alevler kendi kendine kücüldü. mum alevi kivamina geldiginde de b. kasanin icine hüff diye üflemek suretiyle tehlikeyi bertaraf etti. bilmemkac yüz ekran, 4 kisilik bir ailenin yasayacagi ev metrekaresindeki tv'mizin yerinde su an 37 ekran bi bidik var. oturdugumuz yerden ekrani secemiyoruz ama olsun, sesi geliyor.

5) o.'na gecen sene hediye ettigim harici diskin bavulundan calinmasi. yüzlerce film, binlerce $arkinin pirrr diye havaya ucmasi. demek ki neymis, havaalani sirket ve görevlilerine güvenmeyecekmisiz. ya da noel öncesi bavulumuza güzel hediye olacak bir esya koymayacakmisiz da denebilir. aci bir tecrübeyle ögrenmis olduk.

6) güzelim bahcemizin itfaiye tarafindan tarumar edilmesi. yok bizim yanginimizla ilgili bir olay degil. olasi yangin durumlarinda itfaiyenin binamiza ulasimini engelleyecegi gerekcesiyle kocaman kocaman agaclarimizi kesip, bahcemizin altini üstüne getirdiler. yahu yangin cikinca biz söndürüyorduk! i$ler tamamlandiginda yine bir bahcemiz olacakmis ama bu kadar cok agacimiz olmayacakmis. zaten hepi topu 3-4 tane agacti, ki simdi yenisini eksek anca torunlarimiz görür o boya geldiklerini. ku$larimiz, sincabimiz bu karda ki$ta nereye gittiler, ne yer ne icerler diye düsünüyorum. balkona ceviz ici koydum belki gelir yer fakirler. digerleri yine unutulup gider de, bu sanirim beni en cok üzen $ey oldu.bu evin en sevdigim yani o bahceydi zaten.

daha "tezi yanlis formatta mi verdim lan yoksa ben?!!" panigimi anlatacaktim ama hüzünlendim bak yine. gidiyorum lan ben!

5 Ekim 2011 Çarşamba

internetler

internetler hem uhu(yapistiran), hem duvar(ayiran), hem iletisim, hem yalnizlik araci olmus iyice. o kadar nicknamelerimiz, bin cesit web sitesinde, bin türlü gercek ismimizi tasimayan hesabimiz var. yine de surada bile hepimiz biz bizeyiz aslinda. bazen insan ben yazayim ama kimse bilmesin istiyor. sahsen ben gidip sexyboy89 gibi yeni bir hesapla ugrasmaya üsendigim icin de bazi seyleri ya yazmiyorum, ya da yazdigima pisman oluyorum. eksi sözlük gibi olusumlar bu yüzden cok sevdigimiz seyler sanirim. bizi hic tanimayan, hakkimizda bir fikri olmayan cok fazla kisiye ulasip aklimizdan gecen en abuk subuk seyleri anlatabiliyor, hic bir geri bildirim almasak bile en azindan bir kac kisinin okudugunu düsünerek saftirik saftirik seviniyoruz. tabi her platformda tanidik bildikler arttikca yazilanlar oto sansüre ugrayip yine kusa dönüyor ve özgürce yazabilecegimiz yeni bir platform ariyoruz. facebook arkadaslarim arasinda sülalemin önemli bir kismi, twitter listemde babam var, kimi zaman bir seylere ana avrat düz gideyim desem de 3 kez düsünüp vaz geciyorum. yazmaya cekindigim veya oto sansüre ugrayan tek sey küfür veya müstehcen icerik degil tabi, icimden gecenleri anlatmak bile eskisinden zor olmaya basladi, bloga daha az ugramaya baslamam da ondan mi acaba? bence o tembellikten. gezip gördügüm bana kalsin, yedigimi ictigimi anlatsam blog ihya olmustu be!

mesela bugün bir iki baska arkadasla beraber yeni isyerinde ilk günümüzdü, patron bize mahallenin dönercisinden pizza ismarladi. sirket dolusu alman, adama telefonda siparis vermeyi beceremeyeceklerini bildikleri icin siparisleri alper verdi. benim vejetaryen pizzayi söylemeye sira geldiginde dönerci "abi o ne? ben onu yapamam" demis, bizimki "abi sen mantar koy, biber koy, misir filan takil" diye zar zor razi etmis adami (: eve dönünce de annanemin kirki diye irmik helvasi yaptim. fena da olmadi ha. bugün aglamaya daha cok hakkim varmis gibi geldi, ama bir faydasi olmadi. beni hoyrat bir makasla eski bir fotograftan oymuslar sanki.

19 Eylül 2011 Pazartesi

anlamiyorum ki

milyon tane i$im var. tez yazmaya basla, sinava calis, i$ ara, i$ bulunca ev ara, ev bulunca ta$in, $imdiden evi toparlamaya ba$la, sap kursunda aslini astarini ögrenmeden cevapladigin tüm konulari bir ara ögren, ehliyet sinavina gir de al artik su ehliyeti, is bulunca vizeni uzat, son iki sinavinin pesini birakma dersleri takip et, kiki'ye biraz zaman ayir, spor yap, tasinmadan camasir makinesiydi, elektrik süpürgesiydi evin eksiklerini tamamla, falan, filan. ama hicbirinin anlami yokmus gibi. aklimda bir tek soru var. benim annanem nasi ölür ya?

dolapta bi kavanoz cilek receli.

29 Temmuz 2011 Cuma

to do

blogumu özlüyorum. ama su anda yapmam gereken en son seylerden biri oturup havadan sudan yazilar yazmak oldugu icin, sanki bu aralar önemli islerime egiliyormusum gibi sessizligimi koruyorum. son 3 haftadir yazma hakkimi da asker mektubu icin kullandigimdan bloga anca sira geldi.

bilmem blogdaki to do listem is yogunlugumu kaldiracak mi. en önemli ve kisa vadeli iki i$im pazartesi girecegim sinav ve i$ arayi$im. hayirlisiyla istifayi bastim. i$ bulursam ekim'e, bulamazsam türkiye'ye kadar. kasim'da vizem bitiyor cünkü. bulurum bulurum.

bugün dortmundumuzun sayili IT sirketlerinden birine is görüsmesine gittim. iki departman $efiyle görüstüm (hangi departmanlar oldugunu tabi ki söylediler ama, ben tabi ki 30 saniye icinde unuttum). aynen birkac hafta önce nurcan'la is basvurulariyla ilgili tüyolar almak icin gittigimiz finans danismani kadinin söyledigi gibi iyi polis / kötü polis rolünde karsima ciktilar. kadinin söyledigine göre suratsiz olana odaklanip her seyi ona anlatmaya baslar, kendini illa ona begendirmek istersen, bu güclü bir kisilik karsisinda ezilmen anlamina geldigi icin hos karsilanmazmis. yani cok gerekmedikce suratsiz olanla muhatap olmayip ne$eliye odaklandim. gerci o da sevimli olacagim diye sürekli o kadar garip bir bicimde gülümsüyordu ki, joker gibi adama bakip gülmemek zaten elde degildi. eger ikinci bir görüsmeyi hakettigime karar verirlerse bir de teknik teste tabi tutulacakmisim. bana kalirsa ben tam i$e göreyim ama adamlar ne der bilmiyorum. hayirlisi mayirlisi diyoruz.

o zaman cok uzatmadan yatayim da, öglen erken kalkar calisirim.

23 Haziran 2011 Perşembe

yol

yine bir seyahat, yine bir ryanair bileti ve yine yeni yeniden bir sinir harbi. her seferinde tövbe edip, yine de abuk fiyat ve uçuş saatlerine kanıyorum ya şu şirketin, aşkolsun bana. bi kere allahın unuttuğu havaalanı weeze'ye ulaşmak her seferinde uçuşlarımdan çok daha uzun sürüyor. hele ki bugünkü gibi deutsche bahn katkısı da varsa. dur ben fazla uzatmadan size talihsizliğin kitabını yazayım:

* dün gece yurt çapında (öğrenci yurdu) yılın en büyük partisi vardı. giden gelen derken hazırlık ve uykuya geçiş faslı 3'ü buldu.

* cehennemin dibinden 1'de kalkacak uçuş için sabah 9'da trene binmeliydim. duş için 8'de kalktım ve sıcak su akmıyordu. 3 yılda ikinci kez? ilkinde sel olmuştu.

* neyse deyip trene bindim, ilk aktarmadan sonra bir takım vandallar tarafından hasar verilen raylar yüzünden yarım saat geciktik. Sonraki treni bir dakikayla kaçırdığım için bir saat beklemek zorundaydım.

* bavulu karıştırırken yanıma boarding kartı çıktısı diye tezin abstractını aldığımı farkedip tatil günü krefeld sokaklarında internet kafe aramaya başladım. ne de olsa daha önümde 50 dakka vardı.

* internet kafeyi buldum, yazıcısı yoktu.

* sokağa çıkıp gökyüzüne doğru yumruklarımı sallayarak bağırdım. (yok yok yalan, sora o.)

* hangar gibi büyük, garip bi eski kitapçıya dalıp kimse yok mu diye seslenerek raflar arasında yürüdüm. florasanlar titriyodu. içerden kemik gözlüklü, hafif kambur bi asosyal çıktı. bilgisayarını ve yazıcısını ücretsizcesine kullanmama izin verdi. allah razı olsun tüm geek ve freaklerden, ne varsa onlarda var.

* ryanair web sitesi ile uzun süre boğuştuktan sonra uçuştan kısa süre önce boarding kartımı yazıramadığımı gördüm. alana vardığımda gecikme yüzünden tekrar checkin yaptıracak zamanım olmayacaktı, diyelim ki oldu, kıytırıktan bir checkin için 40 euromu hacılayacaklardı.

* dünki partinin ardından akıbetini bilemediğim ev arkadaşım sandra'yı aradım. evdeydi ve tariflerimle iş bilgisayarımdan boarding kartımı bulup bana mail atacak kadar ayıktı!

* mutlu sona yaklaşıyoruz değil mi? çıktılarla istasyona dönüp trene bindim. şimdi havaalanı shuttle'ındayım. uçağa bile binebileceğim gibi gözüküyor.

* olur da bu uçak filan düşerse, ki hiç küçük bir ihtimal değil bence, işte o zaman ben de yumruklarımı kaldırıp gökyüzüne doğru iki çift laf ederim, siz de mezarıma sardunya ekersiniz. bu yazı da efsane olur haa!

öptüm.
Published with Blogger-droid v1.7.2

8 Haziran 2011 Çarşamba

chipperfield postasi iv

bugün kisa ama ibret verici bir öyküyle yine karsinizdayim. entrikasi, macerasi bitmez köy chipperfield'dan bir bukle daha anlatayim dedim. the boot'un müdavimlerinden cok sevdigim k.'nin basina gelenleri gec ögrendim, o arada pot kirmis olma ihtimalim cok yüksek, ama bunu artik hicbir zaman bilemeyecegiz dostum.

k. onu tanidigimda 40 yaslarindaydi. ayaklarini hic kullanamiyor, kollari ve elleriyle cok kisitli hareketler yapabiliyordu. medeni bir ülkede, dogru dürüst bir hayat sürebilen sansli bir insan oldugu icin elektrikli-tekerlekli sandalyesini ve hatta sandalyesiyle rahatlikla girip cikabildigi rampasiyla koca bir minibüs olan arabasini kullanarak pub'a geliyor, ona özel kulplu bardagini kullanarak birasini iciyor, muhabbetini ediyor ve evine gidiyordu. tüm pub ahalisi gibi alkollü araba sürmeye karsi herhangi bir tavrini veya önlemini görmemistim.

en yakin arkadasi peter ve onun karisi jannie de k. ne zaman pub'daysa orda olurlar, ona eslik ederlerdi. peter genellikle coook icip, coook sarhos olur, jannie de bikkinlikla ikisini alir götürürdü. arada bir evlerini temizlemeye ve cocuklarina göz kulak olmaya evlerine gittigimde gördügüm kadariyla peter ve jannie ingiltere standardina göre oldukca zor yasayan tiplerdi. evi ne kadar derleyip toplasan, temizlesen de bir türlü bir seye benzemez ya, öyle iste.

$u üc insanin her ictiklerinde, her birbirlerine baktiklarinda gözlerinde okunan cikaramadigim bir sey vardi, bir gün peter yine cok ictiginde anlatti. genclikleri de beraber gecen bu üc kafadar yine bir icip ucma seansinin sonunda eve dönerken agir bir kaza yapmislar. k. kazadan sonra sakat kalmis. peter arabayi kullandigi icin kendisini hic affetmemis, jannie'ye de mümkün oldugunca normal bir hayat sürebilmeleri icin o ikisini cekip cevirmek kalmis. kazanin üzerinden kac yil gecmisti bilmiyorum ama ücü de coook yorgun görünüyordu.

evet orko, bu bölümümüzde ne ögrendigimizi sana tekrarlatmamin bir alemi yok herhalde?