30 Eylül 2014 Salı
işte o kumaş!
i$te ona biz baliksirti diyormu$uz. almanlarsa hahnentritt yani tavuk adimi diyormus, tavuk ayaginin biraktigi ize benzedigi icin.. ingilizlerse houndstooth diyormus. köpek di$ine benzetmi$ler zaar. $imdi fransizlarin ne dedigine bakasim var ama lökoksportif! filan gibi birsey cikacak diye ödüm kopuyor. o degil de bu bilginin beni nasil sevindirdiginin, nasil böyle pamuk gibi yaptiginin tarifi yok. yillardir tarif etmeye calisip edemedigim ancak görünce ha i$te bu diyebildigim bir desendi bu. halbuki anama veya deniz'e sorsam söylerlerdi. ama sorabilmek icin tarif etmem gerekirdi, ve onu yapamiyordum, bilmem anlatabildim mi..
o kadar sevincliyim filan ama yine de ufak bir kilciklik var i$in icinde. cünkü anla$ilan biz sadece bu desene degil, daha sade siyah beyaz desenlere de baliksirti diyoruz. yani ingilizlerin herringbone, almanlarin fischgräten (ikisi de = balik kilcigi) dedigi desene. bu daha düz desende bir milletler birligi olusmus gibi. herkes baliga baglamis.
böyleyken böyle.. bu vesileyle bir yil sonra bloga dönmem de ayri bir olay. arada ni$an oldu, dügün oldu, amerika'ya gittik gezdik filan dü$ün yani.. ama ko$a ko$a bloga yazmaya geldigim sey baliksirti oldu.. du bakayim o baliksirti desenli eldivenlerin elime göresini bulabilirsem onu da getirip koyayim. eksik kalmasin.
1 Ağustos 2013 Perşembe
büyük beyaz
ben camasir makinemi ve buzdolabimi 2013 basinda almanya’da aldigim icin türkiye’deki fiyatlar konusunda atip tutmam yersiz olur ama teknik ve pratik detaylarda dikkat edilmesi gerekenleri bir araya getirebilirim.
türkiye’de, hele ki acik/kapali balkonlu bir evde kurutuculu makine almak cok gerekli degil gibi. bebek sahibi olmak, her gün gömlek degistirmek, temizlik hastasi olmak gibi faktörler yoksa tabi. ben almanya’nin le$ ikliminde günlerce kurumayan camasirlar icinde delirmektense önlem olarak kurutuculu bir AEG Lavamat aldim. Alirken uzuuun uzun düsündüm ve secenekleri arastirdim.
öncelikle benim icin en önemli özellikleri düsünüp bunlara sahip makineleri birbirleriyle karsilastirdim. en önemli kriterim enerji tasarrufuydu. özellikle kurutma programlari cok enerji harcadigi icin enerji tasarruf degeri A veya yukarisi (A+, A++, A+++) olmayan makineleri güzelce eledim. kurutmali makinelerde bu göstergeyi A’nin üzerindebiraz zor bulursunuz ama sadece yikama makinelerinde artik A+++ olmayani dövüyorlar. bu baglamda sadece camasir makinesi alacak olsam ben de digerlerine cok büyük bir üstünlügü olmadigi sürece A++ ve A+++’nin altindaki makinelere bakmazdim. bu gösterge tek basina yeterli olsa da, enerji tasarrufu konusunda kafayi yediyseniz direktoman makninenin enerji harcama degerlerine bakmaniz gerekir. örnegin benim karsilastirdigim makinelerin tümünün yikama icin enerji tasarrufu degerleri A iken, tek yikamada (ve parantez icinde yillik) harcama degerleri $öyleydi:
0,91 (182) / 1,05 (210) / 0,91 (182) / 1,09 (218) / 1,36 (272) / 1,04 (208) kWh/standart program(yil)
bir diger önemli kriterim -annanemin dis fircalarken muslugu acik birakma hususundaki uyarilari ve “afrika’daki cocuklar” hatirlatmalarini göz önünde bulundurarak- su harcamasiydi. $unlar da karsilastirdigim cihazlarin yillik su harcama degerleriydi:
10200 / 9000 / 10200 / 11000 /12000 / 11800 lt/yil
biraz bakininca diger önemli kriterlerim $unlar oldu:
hazne büyüklügü: yerim dar, camasirim az demiyorsaniz 7-8-9 kg secenekleri var. yalniz kurutma da dahil oldugunda kurutma özelligini 3-4 kilodan fazla camasir icin kullanamiyorsunuz.
motor garantisi: makinenin kendi garantisi haricinde aeg’nin 10 yillik bir garantisi daha var, digerlerinde rastlamadim.
zamanlayici: bu cok isime yariyor, evden cikarken aksam dönüs saatimde bitecek sekilde kuruyorum eve döndügümde pıvıl pıvıl çamaşıvlav beni bekliyor.
camasir tartisi: kimi makinelerde kac kilo camasir koydugunuz tartilip abarttiysaniz uyariliyorsunuz, daha güzeli maksimumdan az camasir yikayacaksaniz makineniz deterjan ve suyu kiloyla orantili olarak kullanip tasarruf ediyor. bu özellik bosch makinelerde vardi sanirim.
program uzunlugu: bazi makineler –özellikle bosch- yika allah yika, yika allah yika standart programlari bir türlü bitiremiyor. saatlerce naapiyorsun kardesim deseniz temiz olsun der. ama insaf. dikkat edin camasir yikayayim derken gün bitmesin.
kisa program: artik neredeyse tüm makinelerde var, az camasiriniz ve aceleniz varsa faydali. kimi 3 kg - 20 dakika, kimi 1,5 kilosu - 15 dakika vs.
gürültü: desibel degerleri cogu makinede teknik özellikler arasinda veriliyor. kulaginiz veya komsulariniz hassassa dikkate aliniz.
ariza durumunda evi su basmasini önleyen otomatik sistemler: artik neredeyse tüm makinelerde var. hortumun basina sonuna elektronik bir parca ekleniyor. bir yandan da su alim hortumu kökünden yerinden ciktiginda o evi yine su basacak yani. düzgün takin $unlari.
elbette yukaridaki listede adi gecmese de en önemli kriterlerden biri de cihazin fiyati. cüzdan konusunda cok hassassaniz cihazin elektrik harcamasini dikkate alarak biraz daha kafa patlatabilirsiniz. örnegin tasarruflu olsun diye 300 lira fazla verecekseniz makine bu parayi kac senede amorti edecek onu hesaplamak cok zevkli. türkiye’de elektrigin kw/h ücretini arayip bulmaya üsendim, gerekiyorsa siz yaparsiniz zaten. eger buldugunuz sayi size göre makinenin ömrünü geciyorsa deger mi diye bir daha düsünürsünüz. bu arada danistigim saticilardan biri bana beyaz esya ömrünün artik ortalama 10 yil olarak düsünüldügünü söylemisti, daha uzun ve kisasini yasamisizdir ama artik ortalamasi bu demek ki.
buzdolabi konusunda da size diyecegim tek sey var, birkac yüz lira pahali olabilir ama “bence” siz yine de no-frost olani alin. ya da en iyisi “abla/abi bu low-frost, bu da kar yapmaz” diyen satici arkadaslari bir kenara sikistirip dogru mu söylüyorlar diye sorgulayin. Kücücük dolaplarda buz eritmekten o kadar biktim ki no-frost’tan baskasini gözüm görmedi. low-frost neyin nesiymis kullanip gören olursa bi yorum yaziversin.
hadi hayirli ugurlu olsun.
ps. camasir makinesinin gelisi ile ilgili maceralarimiz ise $uralarda
garip akiminin onculerinden ranable
aege ile mutlu son
pps. internet explorer'dan nefret ettigimi söylemis miydim?
11 Temmuz 2013 Perşembe
3-5 kitap uğruna
özet geciyorum..
bir okulda okuyorum. müdür bir gün kütüphaneyi kapatacagini ilan ediyor. birkac ögrenci olur mu öyle sey canim diyerek itiraz ediyoruz. pek sallamiyor. y"a ne itiraz ediyorsunuz, zaten bu kütüphaneden kitap aldiginiz mi vardi? kitaplari buradan alip baska kütüphaneye götürecegiz, kütüphanenin yerine de kantin acacagiz" diyor.
kütüphaneyi bosaltacaklari gün yaklasirken 3-5 ögrenci gelip kütüphanede nöbet tutmaya basliyoruz. kapatma günü geliyor, görevliler gelip kitaplarin kapaklarini sökerek, sayfalarini yirtarak kutulara doldurmaya basliyorlar. nöbet tutan birkac ögrenci "napiyorsunuz siz?" diyerek onlari durdurmaya calisiyor. o sirada kütüphanenin korunmasini isteyen bir kat muavini gelip görevlilerin karsisina dikiliyor. kitaplari biraktiriyor.
müdür israrci. "3-5 kitap icin olay cikartmayin, o kantin yapilacak" diyor. ilerleyen günlerde nöbet tutan ögrenciler okulun güvenlik görevlisi tarafindan tartaklaniyor, kütüphaneden zorla cikartilmaya calisiliyor. kat muavini de arada aldigi darbelerle hastanelik oluyor.
olaylar duyulunca daha cok ögrenci, bazi ögretmenler, kütüphane kolu, gezi gözlem kolu filan da arkadaslarina destek olmak icin kütüphaneye geliyorlar. tepkiler büyüyor. "madem kütüphane bu kadar kötüydü, neden bugüne kadar böyle kaldi? bu kütüphaneyi güncel, kullanisli, faydali olarak ögrencilere sunmak okul yönetiminin sorumlulugu degil mi?" diyorlar. hepsi beraber daha cok tartaklaniyorlar. disiplin cezasi alip okuldan uzaklastirilanlar oluyor. bunlar haksiz cezalardir diyen daha cok ögrenci, veli (anneler <3), ögretmen ve mahalle sakini olaya müdahil oluyor.
okul müdürü "ya orasi kantin olmasa da olur, harita odasi da yapabiliriz" diyerek kütüphaneyi bosaltmaya kararli. müdürün otoritesine karsi gelmenin yanlis oldugunu düsünen bir grup da "e iyi iste daha ne istiyorsunuz?" diye olaylari sakinlestirme cabasinda. müdür ve müdürden cok müdürcü bazi muavinler ögrencilerle "tamam oturun kütüphanenizde ellemiyoruz" diyip sonra yine güvenligi üstlerine saliyorlar. daha cok okulda, haksizliga ugrayanlara daha cok destek icin ögrenciler toplanmaya basliyor.
tüm bu kargasa sürerken okul müdürü güvenlik görevlilerinin yaninda okulun delikanli genclerinin, bir takim belali tiplerin insanlari tartaklamasina göz yumuyor. isten cikarmakmis, okuldan atmakmis, disiplin cezasiymis, hic orali olmuyor, utanmasa bu ögrencilere takdir belgesi verecek. "yahu adam bana siddet uyguluyor" diyorum, "sen de müdürüne baskaldirmasaydin" diyor. "bak bunlar hep baska okullarin kiskirtmasi, okulumuzun güzellesmesini, basarili olmasini istemiyorlar" diyor. "gecen sene öss'de kac ögrencimiz üniversiteye girmisti halbuki" diyor. "ögrencilerin ezberci sistemle bir sey ögrenmeden, kagit üzerinde üniversite ögrencisi olmasi uzun vadede bize yaramaz ki" diyoruz, yine dayak yiyoruz.
tepkiler sadece artiyor. is sadece kütüphane meselesi olmaktan cikiyor, "bak tuvaletler pis, ögretmenler yetersiz, ögrencilerin bazilari okula arabayla geliyor ama bazilarinin ayagina giyecek ayakkabisi yok", önce bunlari düzeltmek lazim diyenler ceza üstüne ceza aliyor, evlerine sonsuz kagitlar gönderiliyor, okuldan uzaklastiriliyor, isten atiliyorlar.
müdür "bu okulda benim yönetimimden memnun olan bir ton ögrenci ve ögretmen var, o yüzden kesin sesinizi" diyor.
ögrencilerin gözü cikiyor, kemikleri kiriliyor. ögrenciler ölüyor.
ögrenciler ölüyor.
ögrenciler ölüyor.
cok sacma degil mi? degil. cünkü ögrenciler öldü.
5 Temmuz 2013 Cuma
memleketimden insan manzaralari iv
saat gec oluyor, iki grup da ertesi gün tekrar bulusmak üzere dagiliyor. grubun birinden ayrilanlar alsancak iskelesine dogru sloganlar atarak yürüyüse geciyor. elbette meydan bosalmiyor, cimlerde, deniz kiyisinda oturmus cigdem citleyen -bir izmir klasigi- ve ortalikta dolasan bir sürü insan var. cimlerde oturan birkac kadin ve bir kiz cocuguna ilisiyor, biraz sohbet ediyorum. kadinlardan biri "burayi az görünce sasirma, hafta ici insanlar buraya kadar gelmiyor ama bornova, buca, hatay, karsiyaka, her semtte ayri ayri sokaklar doluyor. taraftarlarin geldigi haftasonunu görmeliydiniz.." diyor. onlardan ayrilip yürüyen grubun paralelinden alsancak iskelesi'ne dogru yürüyorum.
gündogdu meydani ile alsancak iskelesi arasi da gezi parki gibi cadirkent olmus ama yogunluk daha az. bir yerde cimlere eski kitaplar serilmis, basinda iki genc var. "kitaplar ücretsiz, buyrun alin okuyun" diyorlar. insanlarin kimi kitap birakiyor, kimi aliyor. bir standa gerili brandaya projektörle hayat tv yansitilmis. kalabalik bir grup sessizlik icinde istanbul'da ve ankara'daki karisikligi takip ediyor. sloganli grup alsancak iskelesine kadar yürüyüp dagiliyor.
ben de gündogdu meydani'na en yakin konumda, en uctaki bar olan sunset'e oturuyorum. birami icerken firsat buldukca garsonlarla konusuyorum.
- siz meydana en yakin yerdesiniz, cok etkilendiniz mi?
- tabi. polisin müdahale ettigi gün burasi cok fena oldu. maskeli bir grup masa sandalyelerimizi alip yakti. kim olduklari belli degil. karsidaki akbank cok daha fena oldu.
(karsi kösedeki akbank tamamen panolarla örtülmüs. tahminimce cami filan kalmamis.)
- peki sikayetci misiniz?
- degiliz, normal göstericilere elimizden geldigi kadar da yardim etmeye calisiyoruz, tuvaleti kullandiriyoruz vs.
- peki cevre esnaf?
- eh herkes etkilendi ama pek kimse sikayetci degil..
- bu alkol yasasi sizi etkileyecek mi yoksa sadece tekel bayisi, bakkal gibi yerleri mi etkiliyor?
- simdilik sadece dükkanlari, bize etki etmeyecek. ama biliyoruz ki bu bir baslangic. gün gelir ucu bize de dokunur.
garson burada biraz durup sonra soruyor:
- yasanin yürürlüge girecegi tarihi duydunuz mu?
- hayir ne zamanmis?
- 9 eylül. bilerek yapiyorlar. aliniyoruz haliyle.
- ciddi misiniz? yahu koca devlet adami cocuk gibi inatlasir mi böyle?
- inatlasiyor iste..
biraz sonra bakiyorum cevre masalar ayaga kalkmis. uzaktan bir trompet sesi geldigini farkediyorum. genc garsonlardan biri "dakka basi istiklal marsi okuyoruz" diyor, gülüsüyorlar. istiklal marsi okununca tekrar yerimize oturuyoruz. izmir'de asayi$ berkemal.
*****
15 haziran, cesme - emor babasina babalar günü hediyesi olarak beslemelik kuzu almak istedigi icin kazim aga'nin sürüsüne bakan dayilarin orada durakliyoruz. kazim aga gelene kadar dayilar bize cay ikram ediyorlar, biz de onlara sigara. oturup sohbet ediyoruz. biz tam birer sehir cocugu olarak cevremizdeki hayvanat zenginligiyle aklimizdan olmusuz. köpek, kedi, kirlangic, tavuk, sinek, böcek derken embesil gibi birbirimizi dürtüp dürtüp "aha bak bak yavrusuna yediriyor" gibi laflar ediyoruz. dayilardan biri denyo'yu tam zamaninda uyariyor: "kangali sevecegiz diye elinizi melinizi uzatmayin kapar valla". canli national geographic zevkli gelmis olacak ki emor'la belgin bunu sonraki hafta safaride aslan, kaplan, zürafayla filan tekrar etti. neyse..
caylari icerken konu nereden acildiysa erzurumlu dayi gülerek "3-5 agac icin memleket birbirine girdi" diyerek söze giriyor. laf arasinda dayi:
- aslinda orasi da pis bir yermis dediler. kokuyormus, deyince
- dayi yok öyle bir sey. bak biz hepimiz gittik gördük orayi. o kokuyormus diyenlerin bir tanesi bile gidip görüp de söylemediler ki o sözleri, kendileri de söylediler gitmediklerini, dedim.
- e basbakan televizyonda öyle deyince...
- basbakan bugün öyle der, yarin baska türlü der, sen bilmiyor musun dayi? dedim.
- dogru dogru, zaten öyle olmasa basbakan olmazdi. demirel iktidara gelmeden önce "bu benzinin litresi elli kuru$, siz satiyorsunuz birbucuk liraya. sizin allahiniz yok mu? bu nasil i$?" diye bas bas bagirirdi. hükümetin basina geldigi gibi basti zamlari, diye tatli tatli anlatiyor, gülüsüyoruz.
biraz sonra kazim aga gelip bize "bunlar sürü kuzusu, evde bakamazsin, durmaz. ip baglarsin kendini bogar, salarsin bir daha yakalayamazsin. sabaha kadar aglar, hem kendi perisan olur hem seni perisan eder" diyerek bir hayat dersi veriyor. elimiz bo$, götümüz ya$ eve variyoruz. yusuf dayim "aaa e o zaman kesmelik kuzu alsaydiniz, yerdik" diyor..
4 Temmuz 2013 Perşembe
memleketimden insan manzaralari iii
1 Haziran 2013 Cumartesi
yeni yayın, çünkü tv'de yayın yok..
ozan iki gün önce yine bir cemkirme seansimizda bana "blog yazsana sen" diye cikismisti. ben de "ne yazayim ulan? hayatta bir sey mi oluyor?" diye cevap vermistim. iste bugün cok sey oldu.
taksim gezi parki'nda baslayan direnis, hükümet toprak birakmamacasina satmaya basladigi vatani isgüzar polis araciligiyla kontrol etmeye calisinca cigrindan cikti. haksizliga, yüzsüzlüge, siddete simdilik bu kadar dayanabildik.
oturdugum yerden yapabildigim ancak haberleri takip etmek ve icimden gecenleri mümkün oldugunca cok insanla paylasmaya calismakti. icimden gecenler facebook'a da söyle yansidi:
"sevgili dostlarım,
biz bizeyiz. dünyanın neresinde, hangi görüşten, neye inanıyor olursak olalım türkiye umurumuzda. o yüzden sokakta, bilgisayar başında, telefonun bir ucundayız. kalbimiz ağzımızda.
bu kavga gezi parkının ağaçları için olmaktan çoktan çıktı. ağaçlar kıymetsiz olduğu için değil, insan daha kıymetli olduğu için. bu kavga bir avm'ye karşı değil, halkını umursamayan baskıcı bir hükümete karşı. bu kavga halkını yolsuzluğa, teröre, halkı koruması gereken polisin yine halka karşı kullandığı kontrolsüz gücüne, din istismarına, kendisinden farklı olana yabancılaşmaya, azınlıklara/kadınlara/çocuklara/güçsüz olan herkese karşı şiddete, eğitim ve sağlık hizmetlerinde halkı her adımda daha mağdur eden değişikliklere, kötü niyetli ve dış güdümlü dış politikaya mahkum eden bir hükümete karşı.
bu liste daha uzar giderken biz de bir bir bu listedekilerin üstünü çizeceğiz. bugün dilimizden düşmeyen vicdanımızı kullanma günü. bugün, yarın ve listedeki son maddenin üstü çizilene dek her gün." olaylar ne kadar sürer, sonuclari ne olur, simdiden bir sey söylemek zor. umudumun ne oldugu da asikar. ama en birinci umudum kimsenin zarar görmemesi, o elleri kirilasica polisin bile. ne yazik ki mümkün degil.
28 Şubat 2013 Perşembe
dens dens dens
"ben niye dansedemiyorum biliyo musun? uygun bi surat ifadesi takinamiyorum. dudaklari büzüp gözleri kisan var. robot gibi ifadesiz dans eden var. ne bicim is anlamadim. pi$mi$ kelle gibi siritsan ayri.. ne yaptigimin farkindayim gibi bi ifade de takinamam, cünkü götümü filan salliyorum, farkindaysam niye yapiyorum? kafaya kesekagidi gecirmeyi deneyebilirim bi dahakine. pece iyiymis ya. oryantele yöneleyim ben."
kompleks sahibi olmaktan control freaklige uzanan bu belali beceriksizligime care ararken düsünüyorum da vals de uygun olabilir. 1-2-3, 1-2-3.. saymali bisey olsun bari de kafa mesgul olsun.
bu arada da ozan'i sasirtmak ugruna 10 yil sonrasina bir söz vermis oldum. prenses leia kostümümle masa üstü $ovlarimi da o zaman görebilirsiniz. tabi ki $artlarim var, bir: kilo vermis olmak, iki: memelerimin yerinde duruyor olmasi.







